Perşembe

başlık bir ara zorunlu diye şaşırmıştım ya, şimdi başlıksızlığın suyunu çıkarayım diye


"you are on an island with three other men. one always tells the truth, one always lies, and one always says nothing as he slowly removes his pants, never breaking eye contact with you."
http://www.smbc-comics.com/index.php?id=2886#comic


gerçi bence bu daha komik
Sertab Erener'in yeni albümünü almış annem. Sade.
Albüm de çok yavaşgan, çok hüzünük. Habire ayrıldımdı da büyüdümdü de şeklinde.
Müzik de öyle ahım şahım değil çok, eski albümlerini daha çok beğeniyorum.
Ama dinleniyor yine de, üstelik gece otobandaysan ve ışıklar kapalıysa böyle, hele de sürme yorgunluğundan kösülmüşsen hafif. Bu cümle de onun şarkı sözlerine benzedi, hep böyledir ya onun şarkı sözleri.

(demir demirkanın albümünde de you will forget, I will forgive, all will come to pass, you and me, a long long lost story painted on water diyor nedense aklıma geldi)

bu postun devamını sonra yazacağım, gitmeliyim

neyse, arabada da yalnızlık ömür boyu çalıyordu, haliyle tematik oldu. hüzünük diyordum tam, hüzünük oldum yine işte. üç ayı dolu dolu devirdim, pat on the back, baktım çeşmede on altıncı günüm, bu demektir ki on altı gündür son evre. bugün de böyle.

ya ben de romantiğim işte, romantiğim aslında. aya bakıp hayallere dalıyorum boş kalınca, ne bileyim yıldızlara bakıp şiir yazıyorum (yazıyordum, sonra onun da tadı kaçtı büyüyünce), şarkıları üstüme alınıp üzülüyorum. lanet olsun bazen. duygular falan lanet olsun yani.

midnight in paris'i hala izlemedim. ama great expectationsın bu versiyonu pek peşimi bırakmıyor gecelerdir. hayırlısı. bir de ilk bölümü yazarken şey aklıma geldi: çıplakken blog okumak ne garip bir histir. biri senle konuşuyor ama sen çıplaksın gibi.

yaşasın the inheritence of loss

Pazar

back to bodrum

*aymamisyublog




ayma layk waaa



its layk ay dont layk

...
velhasıl, bodrum'a da geldim, ve izolasyonumda küçük çatlaklar meydana gelmeye başladı. her şeyden önce ethan hawke benim tipim değil. öyle sırf oynadığı karakter beni çektiği için rüyaya girmek olur mu? yol geçen hanı mı lan. önemli olan o değil, moralim İSTANBUL yaklaştıkça düşmeye başladı. istanbul, insan gibi faktörleri atlasak, direk ve damardan ŞİKAGOya geçsek diyorum. ama kitaplarım güzel, çok güzeller. sam shepard'ın öyküleri harika... kendimi sorguluyorum ama memnunum şimdilik. düğünde de umarım bir saçmalık çıkmaz. sonrası BABAM.

Cuma

cuticle remover

tam Dalia'nın Hello Boys! tişörtüyle ilgili bir şeyler yazacaktım ki başka bir şey okuyarak NOLUYO dedim.
noluyo ya.
ö.


Hello Ethan Hawke*

YAŞASIN AİLE

The Jaguar Smile

All hail Rushdie in his writing:

"He looked like a bookworm who had done a body-building course; his manner, too, combined a bespectacled blinking, mild-voiced diffidence with an absolutely contradictory self-confidence. You wouldn't kick sand into his face any more."

Refreshingly political yet not -so far- disturbing.
Yani Times Book Review yazarı olsam böyle bir cümle kurardım herhalde, iğrenç olduğu için de kimse yazmazdı. Olsun. Çok saygı duyuyorum, çünkü yazar yazma amacıyla gitmese bile Nicaragua'yı anlatmaktan başka seçeneği olmadığını söylüyor.

Bunun üstüne, biraz benim sözcüklere *in the ikinci yeni sense* olan zaafım aklıma geldi. Bana sözcük lazım sözcük, fısıldamak için ve bağırmak için sözcük.

Yine güzel bir kitap. Kitapsızlığımın arasında (Siddhartha bitti yarım günde??) "Anne elimdeki kitaplar bitti, ablamın kütüphanesinden topla gel" çaresizliğimin doğurduğu iki güzel sonuç: Murakami ve Rushdie.

Adiga'yı düşünüyorum: onu da nasıl okumuştum. Ben Hintli bir yazar olsaydım diyorum bunu yazarken, "toplum" kavramına bakış açımla vestern yazı dünyasını çalkalayabilir miydim?

Bu kitabın da yarısına gelmedim daha ama içimde bir romantiklik isteği var. Oturup şeftali rengi ruj, siyah göz kalemi ve tırnak törpüsünün aşkı sorgulatışı üzerine şiir yazmaktansa bunu tercih ediyorum. Ay hepsi dünyanın iyiliği için yalan değil.

P.S. Phrase of the week: normal değil
P.P.S. Kuzenim oyuncu olursa ne gülerim. Ipek Apaydın. Look out for her name.

farkında mı huysuz

think of it this way: you touched someone's life, than they thanked you by screwing you over.
AY DELİ
"ne kadar güçlüyüm aferin bana sularında kendini tatmin etmek"

bu gece Anastasia'yı izleyebiliriz.
çok güzel olacak, gerçekten.

haberlerden de uzak kaldım, ama izolasyonum için en gerekli şeylerden ne yalan söyleyeyim.

nout tu self: yalnız selinlerin düğününe hangi elbisemi giyeceğime karar vermem, ve seksli elbisemi giyeceksem onu tadilata vermem gerekiyor.
seksli


Perşembe

ne kadar uzun süredir rakı içmiyordum (fasılı falan saymıyorum, düzgün rakı içmekten bahsediyorum) onu sen bana söyle ama
işte bu gece düzgün rakı içtim.
rakı buzz is dangerous
ama aradım mı sordum mu konuştum mu arandım mı kaşındım mı
hayır. öyleyse bana en güzelinden bir aferin.

chicago baby. chicago.

.2

bu kitaptaki magical realism alsın beni götürsün.
ben de böyle yazmak istiyorum yaa
ay neyse çok beğendim. sanırım yeni favori kitabım-- olabilir.
kitap üzerine güzel yazı

sırada:
the jaguar smile

-unutmadan:
böyle bir sarı hüzün geldi çöktü içime aniden.
yemek, kuzen, düğün gibilerinin arasında.
kostüme bilezik seçmek gibisin. ya sarmal ya dikenli.
Vedat! diye bağırıyordum rüyamda. Vedat, he resents me! Vedat, I'm falling please don't let him let me go.
böyle bir vanilya sarısı hüzün işte.

el follow up
hani kediler kendi kokularını duyamayınca depresyona girerlermiş ya,
farklı bir farkındalık ya da yarı farkındalık halinde bir anlığına bunu anlar gibi oldum.
acaba koyun-magical-realismi beni çok mu etkiledi?

sekiz yaşındaysanız, ve aşıksanız, hayat çok güzel.

Çarşamba

A Wild Sheep Chase

Bu kitap bir harika dostum!
Bu kitaba aşık oldum çünkü tam anlayamıyorum.
YOLEY

*
yani tamam. belki internet bulmak da bu güzel hislere katkıda bulunuyordur. elbet.
ama bi' şu 'kendim' olayını halledeyim, geliyorum.
yani o kadar yakın hissediyorum ki.
bir gerinmek, iki esnemek ve birkaç adım kaldı.
geliyorum.

sonra dünyayı kurtaracağım zaten.

Salı

izolasyon güncesi

yani şimdi ablacım burayı dolmalamışlar. bak bak üzümler nasıl dökülüyor. salkım domates kullanmamışlar hem.
bu senin işini görmez.
bak burdan çaprazlama makarna geçiricez, kenarlara tavuklar sabitliycez, ancak o egoları izole edecek.

ehehe

buraya bir şey yazacaktım unuttum.

yaşasın güzel kitaplar!

*
böyle izole ve gelişiyor olunca anama da iyi geliyorum ne yalan söyleyeyim.
geriye kaldı şu kilo almama mevzusu.
ay bu gidişle onu da halledicem. NE GÜZEL

Pazartesi

to thine own self be true

aslında ''mother was a girl you could call on'' diyecektim, ancak çeşitli country şarkılarının öğütlediği bu konuyu daha uygun buldum.

what a wonderful feeling.
dün gece rüyamda yine sevgiliydik. yine değil, zaten/hala.

ay bu tabi ki kötü bir şey, wonderful feeling dediğim bu değil deli misin.

but baby steps yo. that's how we roll.

ama uyandığımda içimi tiksinti yerine rahatlık doldurmuştu.
uzuun süredir ilk kez "it wasn't that bad while it lasted" ile "fiscal year of derya/chicago baby!" karışımı duygular hissetmemiştim.

o kahveyi bugün içsem, 'dibi' de 'hanem' kadar temiz olacaktı.
neyse üç vakte kadar ard arda üç kısmetim çıkacakmış.

şimdilik izolasyon - okuma - kendine bakma ve kendini sevme zamanı.

aahhh yeah. some mothafuckin bread crumbs.

Cumartesi

Siddhartha

okumaya başladım.

diyor ki: "[...]for to recognize causes, it seemed to him, is to think, and through thought alone feelings become knowledge and are not lost, but become real and begin to mature."

*
bitirdim. aklımda kalanlar:
"Too much knowledge had hindered him[...] He had been full of arrogance; he had always been the cleverest, the most eager - always a step ahead of the others, always the learned and intellectual one, always the priest or the sage. His Self had crawled into this priesthood, into this arrogance, into this intellectuality. It sat there tightly and grew, while he thought he was destroying it by fasting and penitence."

"[...]he only sees the thing that he is seeking; that he is unable to find anything, unable to absorb anything[...] Seeking means: to have a goal; but finding means: to be free, to be receptive, to have no goal."

"[...]but to leave it as it is, to love it and be glad to belong to it."

kitabın yazılışını beğenmedim, çoğu kez özet geçilmiş gibiydi. sonu da oldukça kötüydü bence. govinda çok ezilmişti. ancak anlattığı şeyler güzeldi ve yer yer bana hitap etti.

on further solitude

I am looking to forgive and be forgiven and know it is not easy

p.s. bugün birkaç bir şey düşündüm, canım çıktı ağlamaktan, o aklım yok mu o aklım, yine delirtti pozdan

Yeni Kayıt

Başlık artık zorunluymuş.

Şimdi bu akşam hüznü değil. Ama güneş batmaya başlamaya hazırlanıyor, ben de bu yılın recurring teması olarak ağlamaklıyım. Su şişemin kenarından bir damla su akıyor. Dört gündür evi dolduran sesler aniden yok oldu. Annem babam kendi dertlerinde. Ben önümdeki üç ay boyunca ne yapacağımı bilmiyorum.

Lise resmi, gayriresmi olarak ve tüm platformlarda bitti. Artık insanlarla aynı ortamda bulunmak için herhangi bir sosyal yükümlülüğüm yok. Yakından tanımak istediğim kişileri kendim seçebileceğim. Tabi ki bunun en yararlı yanı artık eski sevgili muhabbetinin bitmiş olması. İyileşmemin son ve en hızlı evresine bugün giriyorum. Kapanış? Kapanış için içimde kalanları söylemek üzere -her zamanki gibi son bir kez- iletişime geçmeyi bile düşündüm. Ama hem bu kadar ağır sözler değişmiş iki insanın iletişime geçmesi bir hata olurdu, hem de güvenmediğin birinden insanlık beklemek sadece daha fazla yaraya yol açabilirdi.

Bu ilişkide sevgi görmedim. Duygusal olarak kullanıldım. Kayıtsız şartsız ve çoğu kez kendi mutluluğum pahasına destek verdim ve karşılığında hiçbir şey almadım. Kendini çeşitli açılardan tatmin için kullandığı insanlara medeniyet çerçevesinde aslolanı anlatamadım. Üstelik yüzsüzce hesap sormasına maruz kaldım ve kendisine düşüncesizliklerini ve zarar verme yönelimini açıklayamadım.

İçimde kalacak mı? Muhtemelen evet. ama şimdi ismi neydi unuttum diyebilmeyi iple çekiyorum. Şimdilikse Chicago'yu düşünüyorum. Güzel bir hayatım olacak. Sadece doğru insanları seçebilmeyi öğreneceğim.

P.S. Erkekler ilkel olabilir ama ilkel insanın da iyisi vardır herhalde?

Çarşamba

3 temmuz

bugün halamın ölüm yıldönümü.