kafam oldukça karıştı. ilk veda o kadar erken gelmişti ki anlamamıştım. ikinci veda ise artık çok yakın. kendimi veda hastalığından koruduğumu düşünürken bir de bugün tekrar düşünürken buluyorum. kendime kanıtladıklarımdan da hoşnut olmayacaksam ben kendimi ne yapayım.
şafakus kılıçyan ile son saniyelerimde saçlarım rüzgardan dağılmış ve göz kalemim yüzüme yayılmıştı. demek ki buna son denmez, üç ay sonra yeni sonlar olur.
merhaba üniversite-
şimdi şehirde olduğum için bağışlamaktan uzak istiyorum.
kafa dinleyeyim diye izlediğim futurama bölümü de sonsuza kadar ayrılmak ile ilgiliydi.
kalbimin ortasında kaya gibi bir ağırlığın olması hissini ne çabuk unutmuşum. depreselerimi hatırlıyorum şimdi. özleyeceğimi kendime itiraf edemediğim insanlardan ayrılırken bile üzüleceksem. neyse yani, sonuç olarak kafam çok karıştı, eskisi gibi hissediyorum biraz ve bunu istemiyorum.
Perşembe
Çarşamba
cinka fası
vedalardan bir veda, bu veda.
bu da summer in the city, ama sıcaktan yumuşamış tenin tozla buluşması. son beş yılın fotoğraf hesaplaşması. çok mide bozukluklarım ve vicdanımın bana dışarıdan konuşması.
çok güzel, evimde ve doğru hissettiğim bir akşamdı. yaşasın mecidiyeköy adresimiz.
sonra midem bozuldu. poşet-kova hazırlıklarıyla soğuk terler. uyudum, iki üç saat sonra uyanıp sabahladım.
burada geçirdiğim yılbaşına benzedi.
uyuduğum süre içinde çeşitli korkularım ortaya çıktı sanırım. içeride bensiz konuşmalarının odaya taşınan bölümleri. balkona çıkan yabancı adam paranoyası. hayatım ona bağlıymışçasına sıktığım dişlerim. tüm gücümle açamadığım gözlerim. uyuşmuş kollarımla sarıldığım zaman dışarıdan duyduğum suçlayıcı ve yargılayıcı sesin vicdanım olduğunu anlayışımla birlikte bu kabus da son buldu.
sonra yıllık geyiği ve ders programı yakınmaları. tutkuyla konuşan insanlar bazen ne kadar güzel oluyor değil mi.
bugün bir yemeği kaldırabilir miyim emin değilim.
-
BİRAZ ÖNCE RAMONA İLE BARIŞTIM
YÜRÜ BE RAMONA
ITS LAYK DEBRİYAJ DON MATTER NO MORE
kısa mesafe olmasının büyük etkisi vardı elbet ama o otoyıkamadan bir de DÖNÜŞÜ VAR
-
ramona'ya sinirli -yani tabiri caizse sinirsiz- ellerle dokunanlar aptal olsun.
aptal oldum.
-
ellerim titriyordan tutsana ellerimi, ondan da kıyımlardan sonra hala kıyamamak nedir kafana sışim derya. aptal oldun, üstüne üstlük ramona'yı beyazlatmak suretiyle yaşlandırırken ULAN İÇİNİN AĞLADIĞINI BİRAZ DAHA BELLİ ETSEN TELENOVELA OLACAKTI DERYA kafana sışim.
kebabın az pişmişi mi olur lan
bu da summer in the city, ama sıcaktan yumuşamış tenin tozla buluşması. son beş yılın fotoğraf hesaplaşması. çok mide bozukluklarım ve vicdanımın bana dışarıdan konuşması.
çok güzel, evimde ve doğru hissettiğim bir akşamdı. yaşasın mecidiyeköy adresimiz.
sonra midem bozuldu. poşet-kova hazırlıklarıyla soğuk terler. uyudum, iki üç saat sonra uyanıp sabahladım.
burada geçirdiğim yılbaşına benzedi.
uyuduğum süre içinde çeşitli korkularım ortaya çıktı sanırım. içeride bensiz konuşmalarının odaya taşınan bölümleri. balkona çıkan yabancı adam paranoyası. hayatım ona bağlıymışçasına sıktığım dişlerim. tüm gücümle açamadığım gözlerim. uyuşmuş kollarımla sarıldığım zaman dışarıdan duyduğum suçlayıcı ve yargılayıcı sesin vicdanım olduğunu anlayışımla birlikte bu kabus da son buldu.
sonra yıllık geyiği ve ders programı yakınmaları. tutkuyla konuşan insanlar bazen ne kadar güzel oluyor değil mi.
bugün bir yemeği kaldırabilir miyim emin değilim.
-
BİRAZ ÖNCE RAMONA İLE BARIŞTIM
YÜRÜ BE RAMONA
ITS LAYK DEBRİYAJ DON MATTER NO MORE
kısa mesafe olmasının büyük etkisi vardı elbet ama o otoyıkamadan bir de DÖNÜŞÜ VAR
-
ramona'ya sinirli -yani tabiri caizse sinirsiz- ellerle dokunanlar aptal olsun.
aptal oldum.
-
ellerim titriyordan tutsana ellerimi, ondan da kıyımlardan sonra hala kıyamamak nedir kafana sışim derya. aptal oldun, üstüne üstlük ramona'yı beyazlatmak suretiyle yaşlandırırken ULAN İÇİNİN AĞLADIĞINI BİRAZ DAHA BELLİ ETSEN TELENOVELA OLACAKTI DERYA kafana sışim.
kebabın az pişmişi mi olur lan
Salı
şafakus ile, al pacino.
*sana sarılasım, seni öpesim var*
hem soruldum, hem sürüldüm ben; ama hepinizin canı sağ olsun
23:20 seni çok özlüyorum
editoski: üç suları işte: pipedreams ile arnavutköy banklarında gece oturup karşıya bakmamış olmamız, bana seni çok özlüyorum'dan çıkışlı beyaz-sarı ışık dengesi yazdırdı. arkadaş. arka-daş. saçının ucundaki morlar bile onla olabiliyor. t:-3mo (ve iki hafta)
-vedalardan vedalara, vedalardan bir veda. burukum ama mutluyum.
*sana sarılasım, seni öpesim var*
hem soruldum, hem sürüldüm ben; ama hepinizin canı sağ olsun
23:20 seni çok özlüyorum
editoski: üç suları işte: pipedreams ile arnavutköy banklarında gece oturup karşıya bakmamış olmamız, bana seni çok özlüyorum'dan çıkışlı beyaz-sarı ışık dengesi yazdırdı. arkadaş. arka-daş. saçının ucundaki morlar bile onla olabiliyor. t:-3mo (ve iki hafta)
-vedalardan vedalara, vedalardan bir veda. burukum ama mutluyum.
Pazartesi
kırk beşlik
he is from lebanon, what does he want?
rüyamda elimi tutuyordun, bir ara kafam bu kafa oldu
sonra özür dileyemediğini hatırladım.
rüyamda elimi tutuyordun, bir ara kafam bu kafa oldu
sonra özür dileyemediğini hatırladım.
awakening: ajda pekkan
ben bir tek özür dileyemeyenlere mi kızıyorum ne?
Pazar
GİTTİ DE GİTTİ
otobüsten yürürken ağladım.
teselli olsun diye bunu dinledim
ÜZGÜNÜM
AĞLIYORUM
pipedreamsi tekrar görmem için t:-3mo
teselli olsun diye bunu dinledim
ÜZGÜNÜM
AĞLIYORUM
pipedreamsi tekrar görmem için t:-3mo
Cumartesi
hey mitch, tell me a joke*
bugün de koyu kahverengi rujumu sürüp
kirpiklerimin çaprazından yere hüzünlü bir bakış atıyorum
pazartesi-çarşamba-cumaları biyoloji ve calculus, salı-perşembeleri thought ve drama olsun bundan sonra.
akşam beş buçuklarda yoga, yedilerde yemek, on ikilerde de uyku olsun istiyorum bana.
bugün de koyu kahverengi eteğimi sıkıp
açık sarı gömleğimin yakalarını kaldırıyorum
buna da gereksiz editoski: hayır yani, bir kadına benzemek istenilseydi o audrey hepburn olurdu. narsizmimin sınırları var. ama sınırsız düşünmeyi öğrenmen iyi.
kirpiklerimin çaprazından yere hüzünlü bir bakış atıyorum
pazartesi-çarşamba-cumaları biyoloji ve calculus, salı-perşembeleri thought ve drama olsun bundan sonra.
akşam beş buçuklarda yoga, yedilerde yemek, on ikilerde de uyku olsun istiyorum bana.
bugün de koyu kahverengi eteğimi sıkıp
açık sarı gömleğimin yakalarını kaldırıyorum
buna da gereksiz editoski: hayır yani, bir kadına benzemek istenilseydi o audrey hepburn olurdu. narsizmimin sınırları var. ama sınırsız düşünmeyi öğrenmen iyi.
Cuma
bugün için ayrıca
bir post daha gerekiyordu, o da bu oldu:
hatasız kul olmaz, hatamla sev beni
dermansız dert olmaz, dermana sal beni
kaybettim kendimi, ne olur bul beni
yoruldum halim yok, sen gel de al beni
feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
sevenlerin aşkına, ne olur sev beni
sev beni...
-
can demek sen demek, gel de gör bende mi
sözümde sitem var, kalpte mi dilde mi
tez elden haber ver, o gönlün elde mi
feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
hatasız kul olmaz, hatamla sev beni
dermansız dert olmaz, dermana sal beni
kaybettim kendimi, ne olur bul beni
yoruldum halim yok, sen gel de al beni
feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
sevenlerin aşkına, ne olur sev beni
sev beni...
-
can demek sen demek, gel de gör bende mi
sözümde sitem var, kalpte mi dilde mi
tez elden haber ver, o gönlün elde mi
feryada gücüm yok, feryatsız duy beni
sevenlerin aşkına, ne olur sev beni
sev beni...
Broadview
ARTIK BİR ADRESİM VAR
EVET BİR ADRESİM VAR
YANLIŞ OKUMUYORSUN BİR ADRESİM VAR
single. SINGLE!
palmer house. PALMER HOUSE!
612. ALTI YÜZ ON İKİ BEBEĞİM
artık bir adresim ve bir odam ve bir tuvaletim ve bir dolabım ve bir buzdolabım var.
bunu sakın unutma tamam mı
BİR ADRESİM VAR
-üstelik grupta beğendiğim TEK insan da broadviewlu. güzel şeyler bunlar. GÜZELLER HEPSİ VE HER ŞEY ÇOK GÜZEL
NO NO NO NO NO NO NO LET ME REPHRASE, http://palmeruchicago.wordpress.com/
EVET BİR ADRESİM VAR
YANLIŞ OKUMUYORSUN BİR ADRESİM VAR
single. SINGLE!
palmer house. PALMER HOUSE!
612. ALTI YÜZ ON İKİ BEBEĞİM
artık bir adresim ve bir odam ve bir tuvaletim ve bir dolabım ve bir buzdolabım var.
bunu sakın unutma tamam mı
BİR ADRESİM VAR
-üstelik grupta beğendiğim TEK insan da broadviewlu. güzel şeyler bunlar. GÜZELLER HEPSİ VE HER ŞEY ÇOK GÜZEL
p.s. photobooth'un resim sakladığını unutmuştum. bugün, sildiğimi düşündüğüm birçok resmi tekrar silmek zorunda kaldım.
ama yine de broadview, chicago baby
NO NO NO NO NO NO NO LET ME REPHRASE, http://palmeruchicago.wordpress.com/
Perşembe
bu-gün bay-ram
Evet efendiiiiiiiiiiiiim,
burası da bir takip eden kaybederken bir başkasına kavuşuyor.
Ne var canım, ne de olsa ben istemiştim kaybetmeyi öyle değil mi?
Ne de olsa geçen yazın acılarını hatırlıyoruz sık sık.
Bugün "bayram"dı ya hani, aile kavramını tekrar kucaklarken
çeşitli fiziksel engellere de içimden yerince küfrettim.
Sevgi, aşk, romans, sevda gibi şeyler
Hepsi Orhan Gencebay şarkılarında ve
"Bu şarkı tüm sevip de kavuşamamış olanlara gelsin" diyen Türk filmi seslerinde gizli.
Şapka çıkarıyor ve bu geceki sevgiaçırüyama dalıyorum.
Ne güzel bir duygu birine istediğince seni seviyorum diyebilmek
dedirtmediğim sayılı insana bayram aracılığıyla içtenliklerimi yolluyorum.
burası da bir takip eden kaybederken bir başkasına kavuşuyor.
Ne var canım, ne de olsa ben istemiştim kaybetmeyi öyle değil mi?
Ne de olsa geçen yazın acılarını hatırlıyoruz sık sık.
Bugün "bayram"dı ya hani, aile kavramını tekrar kucaklarken
çeşitli fiziksel engellere de içimden yerince küfrettim.
Sevgi, aşk, romans, sevda gibi şeyler
Hepsi Orhan Gencebay şarkılarında ve
"Bu şarkı tüm sevip de kavuşamamış olanlara gelsin" diyen Türk filmi seslerinde gizli.
Şapka çıkarıyor ve bu geceki sevgiaçırüyama dalıyorum.
Ne güzel bir duygu birine istediğince seni seviyorum diyebilmek
dedirtmediğim sayılı insana bayram aracılığıyla içtenliklerimi yolluyorum.
Çarşamba
Dalacak param yok, kaptan olmak ne kadar güzel, bunları yazacak klavyem yok, arkadaslar ne kadar da güzel.
Cumartesi
Cuma
bu bloga da veda etme zamanım yaklaşıyor gibi hissediyorum.
hem on sekiz yaşlığım kalmadı, hem de gurbete gidince bir ilk hafta yazılarından sonra yazacak isteğim ya da gücüm kalmazmış gibi geliyor. belki ingilizce yazmaya başlarım, o da bir blog haline gelir mi bilmiyorum. ne de olsa iki üç boş defterim var elimde.
bugün IDm için vesikalık çektirdim, vesikalıkların ortak kaderi gibi o da amsterdamdan export yapan kaçağa benzedi. biyoloji placement teste başladım, hani çalışmadan gireyim de tam olsun kafasıyla, üçüncü sorudan sonra kapandı. ispanyolca çalışmalıyım, matematiğe girecek bir TI'm bile yok. başvurular için olan vıdıyı daha yazmadım onu yazmalıyım. falan filan.
biraz suçlu hissediyorum bu kadar gitmek istediğim için. beş yılı geçirdiğim yer ve insanlardan bu kadar kolay ayrılmak istemem nasıl bilemiyorum, ama pek hüzün yok ortada. belki son geceler olur. belki hiç olmaz. unuttuğum ve unutabildiğim şeyler için üzülmüyorum hala.
bugün de böyle. iki ağustos iki bin on üç cuma, on beş on iki.
hem on sekiz yaşlığım kalmadı, hem de gurbete gidince bir ilk hafta yazılarından sonra yazacak isteğim ya da gücüm kalmazmış gibi geliyor. belki ingilizce yazmaya başlarım, o da bir blog haline gelir mi bilmiyorum. ne de olsa iki üç boş defterim var elimde.
bugün IDm için vesikalık çektirdim, vesikalıkların ortak kaderi gibi o da amsterdamdan export yapan kaçağa benzedi. biyoloji placement teste başladım, hani çalışmadan gireyim de tam olsun kafasıyla, üçüncü sorudan sonra kapandı. ispanyolca çalışmalıyım, matematiğe girecek bir TI'm bile yok. başvurular için olan vıdıyı daha yazmadım onu yazmalıyım. falan filan.
| Derya Marieke Maarschalkerweerd |
biraz suçlu hissediyorum bu kadar gitmek istediğim için. beş yılı geçirdiğim yer ve insanlardan bu kadar kolay ayrılmak istemem nasıl bilemiyorum, ama pek hüzün yok ortada. belki son geceler olur. belki hiç olmaz. unuttuğum ve unutabildiğim şeyler için üzülmüyorum hala.
bugün de böyle. iki ağustos iki bin on üç cuma, on beş on iki.
Perşembe
Umumep günü
Bugün umumep, gelecek nesiller için yine açıldı. Hayırlı olsun.
Yazmayı unuttuğum şeylerden biriyse (araya çok ihanet ve fiziksel aktivite girdi) The Inheritence of Loss'un içime oturduğu. Yani bir Disgrace değil tabi. Ancak minimal hayal kırıklıkları getirmedi değil. Ondan sonra Buddha of Suburbia'ya başladım, sonra bu kadar sex, drugs and rock&roll kaldıramayacağıma karar verdim. Böylece Murakami'nin Norwegian Wood'uyla tekrar karşınızdayım. Sanıyorum o da bir A Wild Sheep Chase olamayacak, ama kim bilir?
*
bu kafa neyin kafası tam emin değilim. ama öyle kafalar oluyor arada, ben de nefes alıp hayatıma devam ediyorum, ne de olsa beni çok mutlu bir okul hayatı bekliyor.
Yazmayı unuttuğum şeylerden biriyse (araya çok ihanet ve fiziksel aktivite girdi) The Inheritence of Loss'un içime oturduğu. Yani bir Disgrace değil tabi. Ancak minimal hayal kırıklıkları getirmedi değil. Ondan sonra Buddha of Suburbia'ya başladım, sonra bu kadar sex, drugs and rock&roll kaldıramayacağıma karar verdim. Böylece Murakami'nin Norwegian Wood'uyla tekrar karşınızdayım. Sanıyorum o da bir A Wild Sheep Chase olamayacak, ama kim bilir?
*
bu kafa neyin kafası tam emin değilim. ama öyle kafalar oluyor arada, ben de nefes alıp hayatıma devam ediyorum, ne de olsa beni çok mutlu bir okul hayatı bekliyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








