Cumartesi

mr zebra

KAFAM ÇOK KARIŞIK
ÖZLEDİM Mİ NE heoooooooooooooooooe

ooo editler de buradalarmış hoşgeldiniz efendim
bugün yer yer güzel bir gündü. yürüdük, yedik, eğlendik.
sonra da şampanyalı akşamlardan.

ama herkesin bildirimlerinde sarı ibare görmek kolay değil.
iki laftan birinde duymak, daha doğrusu hatırlamak kolay değil.
ışıkları ve kapıyı kapayan iki insandan biri olmamak hiç kolay değil.

onun dışında gidiyor muyum, gittim mi, kalsa mıydım, gelseydim gibi düşünceler çok karıştırıyor kafamı. e ben gidiyorum diye mır yapan iki koca kedim de var evde.

bir de baktığım her bal gözlü yirmi artıyı görmesem daha kolay olabilirdi.

işte bu tür şeyler insanlarla konuşturmak istiyor beni. ama bir yandan -biryantin- konuşmamak en iyisi. ben de konuşmak yerine bakışıyorum artık sanırım.

merhaba bay zebra, kazağınızı alabilir miyim, çünkü çok soğuk soğuk, bu çukurda

bu da son edit olsun ama olsun: "eski sevgiliye bakar gibi baktın" lafı beni çok etkiledi keşke bu kadar etkilemeseydi. katıylara geçsin.

Cuma

doksan altı model volvo steyşın

ULAN diyorum
büyük harflerle
ULAN
aileiçi kavgalarda da sarı ibare

aralık'ı hatırladım böyle olunca, beşiktaş bulvarındaki bir kafe
kırılgan ve ihtiyaç içinde gitmiştim, bir saatini ayırabildi.

ULAN diyorum büyük harflerle.

hay allah, son bir hafta ama
en güzidemin düğününü unutup davet ettim
ne bileyim yönetmeyi beceremedim başka şeyleri
ve hala kendime bir veda edercesine mor-kırmızı köprü ışıklarına bakıp
dans etmiyorsun, ne bileyim alesta fundo
atayım kendimi işte bırakayım demiri

birçok neden var, kart atmayacak olmam için, paraguay'dan, paraguay'dan
son bir hafta bebeğim

Perşembe

clean cut

ben bu çoraplarım olmadan nasıl yaşayabilirim ki?
seferberlik.
birkaç etiket patlatacağım, sadece yirmi liram var cebimde, avlanıyorum, kelepir arıyorum, bu lanet olası dehşet

Çarşamba

aptal bir ikinci aşk kalıntısı

dans etmiyorsun'u hatırladım nedense


"alacağın bütün biletler
satılık şimdi
pespembe kartlara basılacak
sevgiline uzatamayacaksın
düşündükçe kaşınıyor kirpiklerim"

kendimden alıntı yaptığım bu güne lanetler

böyle bişey

yazık, içimdeki ergen de arada 'şşt. konuşsana. konuşsana ya. bak orada. git konuş.' diyor.
o da insan.
belalı.
yok olacak gibi değil. birkaç volumlük kitap gibi, içimdeki ergen belasını arıyor vol.1:internet görgü kuralları
hoş-sar-hoşluğun da internetlisi sorun oluyor yahu.
içimdeki ergen kim ben kim git allaşkına.
benimle dalga geçen bir sarı ibare var zaten, içimdeki ergen de beni deli sanıyor.
iki bavul kapamış bir bebek, sıkılgan çakırkeyf bir ergen ve bezgin bir elli yaş. oturmuşlar şarap içiyorlar.
resimlere bakıyorlar. çılgın yirmili yaşlarını hatırlıyorlar.
vol.2:nasılsın diye sorsam mı?
vol.3:hayır.

p.s. bu kızın anlatacak ne çok şeyi olacak. on altı yaşındayken *** bir sevgilim vardı. bütün yaz beraberdik. dili dille öğrendik. vay be. yaşlandım yahu.
p.p.s. KUSMUK KOKUYORSUN da demiş olabilirdi mesela. kendimi güldürdüm. güldürürken düşündürdüm. düşündürürken delirdim. delirirken öğrendim. bir nevi gülerken öğrendim.
p.p.p.s. ortada bir ilahi adalet dönüyor ama tam kestirebilmiş değilim. içimdeki ergen bir kez daha mağarasına çekilirken arkasında eser miktarda ay ışığı ve su sesi bıraktı. su sesiyle bebek uyutup ay ışığıyla bezgin elli yaşı yatıştırırım diyorum, sonrası yalan
---
yahu madem yazıyorum: ben daha güzel gözlük seçerdim be güzelim
bi de genel olarak ben daha iyi hallederdim yani
nerede tüm ruh kızkardeşlerim? akışınızı duymama izin verin. hey kızkardeşim, ruh kızkardeşim, git kızkardeşim, ak kızkardeşim

Salı

o başlığın yazısı da buydu:

what a fucking shitty way to wake up; to see love around you and not being able to enjoy it
just.fucking.shitty.

*

roberte gidince küçüklere you won't be rewarded. especially not for your english. demek istedim

hello, hey joe, you wanna give it a go?

Pazartesi

-SEN DE Bİ GİDEMEDİN HAHAHA

" 'cause I am the champion and you're gonna hear me roar"

COLA: Certificate of Label Approval

günün şeysileri bunlar. ama ben yine biraz karışığım.
*
törende duyduğum en kötü konuşmalardan ikisini duydum. ama jonesunki fena değildi. hocaları görmek tatlıydı, ama kovuluyormuş gibi hissettim.
berna hocam de iki sözüyle allak bullak etti beni. uzak dursun, allahgöstermesin dedim ama dedikten sonra da üzüldüm.
*
yalnızlık birçok açıdan başa bela.
canarkadaşlarıma yan bakmam açısından biraz bela. arkadaşlıklara çok zarar verebilecek şeyleri yalnızlıktan istemek gibi.
bir yandan sesli söyleyip, duyup, vazgeçmek istiyorum.
bir yandan sesli söylemeye bile utanıyorum.
bir yandan da gidene kadar tutunmak istiyorum.
*
yine karışığım. ne bileyim, ihanet değil ki benim gördüğüm mini-ihanetler. niye görmekte inat ediyorum onu da bilmiyorum.
everyway that I can çalıyor, öyle bir gece bu gece.
girls night in. törpü ve aseton.

burada değilmişim gibi geliyor. orada da değilim. her şey gerçeküstü. hiçbir şey gerçek değil. olmuyor. olması gereken birçok şey var ama olmuyormuş gibi.

***edit: HEP BÖYLE ZAMANLARDA LANET OLASI SARI İBARE YUKARIDA DURUYOR

Cumartesi

18 ağustos yeniden

hüzünden en bariz hareketi kaçırdım.

O ŞİMDİ ÜNİVERSİTELİ

yok hayır okumaya gidiyor

permanent address'im olarak bademli'de geçireceğim son gece.
evdebalık.
bu ne garip hismiş.

*

tutup formspringimi okudum.

*

*

*

midem bulandı.

Cuma

kim bilir bir daha ne zaman

ben, bu, bir, bö
bir baktım bursa'dan gidiş tarihimi erteleyip duruyorum.
oysa nedir ki: ölümler üstüne boşaltılmış bir evin kesilmiş ağaçlarına bakıyoruz beraber.
duvar kesilmesini dinliyoruz sabahtan akşama kadar.
arada bir singapurlu arkadaşlar tarafından tacize uğruyoruz. ama şu lanet olası chat sırasında aşağı inmeyi reddeden sarı ibareyi izliyoruz her gün. her gece.
yastık vakumluyoruz. birkaç saat sonra şişiyor, yine vakumluyoruz.
fotoğraflara bakıyoruz. içimiz kıyılıyor.
email cevaplıyoruz. içimiz kıyılıyor.
para alıyoruz. para satıyoruz. bir bakıyoruz elde avuçta kalmıyor.
duvar kesilmesini dinliyoruz sabahtan akşama kadar.
uzaktaki arkadaşları dinliyoruz. içimiz kıyılıyor.
biz kimiz diyoruz, sinirimiz bozuluyor.
bir telefon almak istiyoruz. bakıyoruz kafamız karışıyor.
internetimiz gidiyor. gidiyor. gidiyor.
sarı ibare orada duruyor. hayatımızda bir metafor sanıyoruz.
kalbimiz ağrıyor. ilaç alıyoruz.
sonra sarı ibare kayboluveriyor, onu arıyoruz.
saçmalıyoruz. hep saçmalıyoruz.
rüyalar görüyoruz kabus oluyor.
kabuslar görüyoruz-- ağaçlar kesiliyor.
belgesel izliyoruz, flemenkler tenis oynuyor.
solmuş çiçek ayıklıyoruz sabah akşam.

ama kalayım diyorum. bir gün daha ev yemeği yemek için kalayım.
internet gitsin diye kalayım.
sağlammış gibi davranmak için kalayım.
dağılmamak için kalayım.

anneannem fanila giyiyor musun diye sorsun, babaannem papatya desin diye kalayım.

ya da acilen gitmem lazım. harry, danny, george, bob, eddie, alfie, billy, henry, johnny, louis, james, charlie, ollie, tommy, andy, martin, zack, milly, frank, abe, ben, ted, barry, bo. acilen.

edit: minik, minik olduğu kadar da korkunç bir edit. çok güzel şeyler düşünerek uyumalıyım dediğimde, düşünmek istediğim çok güzel şeylerin ne olduğunu bilmediğimi fark ettim ve sanırım kalbim mideme düştü.

Salı

eylül in da türkiye

hey, amerika
karadutlu katmer


aaaaaa yeaaaa

Pazartesi

gün geceye dönüyor

gibi günüm nasıl da döndü.
kötü başladı. gereksiz kötü başladı.

sonra iki yıldır özlediğim koy muhabbeti,
üstüne bir de yakışıklı -ve malesef illegal, tam tamına iki yaş küçük!- çocuk,
ve thanksgiving'de new york'ta beni ağırlamak isteyen iki ayrı aile.
günüm çok güzel geçti.

istiridyeden inci çıkması gibi bir şey.

ergenlik yeniden

sonbahar ve ben kimim

çok gerekli edit:
kafalar bir gidip bir geliyor tabi, altı aydır eylül yoktu ortada birden geliverdi. galibardi. böyle saç gibi göz gibi bir şey oldu sabah sabah görünce, burada rüzgardan üşüyorum, gitmek istiyorum bir an önce daha soğuğa. o kıtada ne mi var? ben de daha bilmiyorum. ama, herkesin dediği üzere atmalı kapağı demek ki. ne bileyim ben. yine fotoğraflarda kaybediyorum aklımı.