Çarşamba

Blob

Annenin karşı tarafa hak vermesi çok üzücü ama bunun bir teselli yolu olması da insanı rahatlatıyor.

Soğan keserken düşünüyordum da, yani gözlerim yaşardığı için düşünmeye başladım ki, Nükhet Duru Melankoli şarkısında doğru saptamalar yapmış. Gerçekten de dünyadan uzak bir deli o hal. Ama kötü anlamda değil. Yani bazen kötü anlamda değil.

Tam burada iki komik alıntı paylaşmak istiyorum.
"A computer chattered to itself in alarm just as it noticed an airlock open and close itself for no appearant reason. This was because reason was in fact out to lunch." -Douglas Adams, The Hitchhiker's Guide to the Galaxy
"He believed in a door. He must find that door. The door was the way to... to... The Door was The Way. Good. Capital letters were always the best way of dealing with things you didn't have a good answer to." -Douglas Adams, Dirk Gently's Holistic Detective Agency

Eheh.
Deli dediğin, bugün kağıda konan bir kelepçe ne de olsa.


Pa/te/tik/Pa/ta/tes

Patetik patatesler yuvarlandı
Tabağımdan
Sonra nereye haşladım
Nereye haşladım
Çatalı çıplak

Şaka.

İki haftalık Mehmet
Bu arada kuzenimin çocuğu oldu. Artık ailede 14 Mayıs doğumlu bir Mehmet var. Bir-iki karış boyutunda. Şaşkın. Hoşgeldin! Dokuz aydır seni bekliyorlardı. Ya da belki küçüklüklerinden beri.


Bir gün elinde sana tepki veren, kollarını bacaklarını oynatan ve ses çıkaran bir şey olabileceğini düşünmek harika değil mi? Önünde koocaman bir hayat olan. Senden ayrılıp bir birey olacak olan bir şey. Söyledikleri ve yaptıkları seni şaşırtacak, sana kafa tutacak bir şey. Ama en sonunda 55 cm'lik bir şey olarak başlayacak. Şirin.

Edit: Resmin altındaki yazı Hoşgeldin Ramazan yazısı gibi durmuş :)

Salı

: )

Sana burada gülümseme muhabbeti yapacağım. Yolda yürürken birden kahkahalara boğulmak harika bir duygu. Olan komik bir şeyi düşünürken yeniden o anı yaşıyormuşçasına gülmek. Bir de etrafındakiler ne olduğunu sorduğunda tam olarak açıklayamamak, daha doğrusu açıkladığında aslında o kadar komik duyulmaması.
Başka bir şekli ortada bir şey yokken kendi kendine gülümsemek. Bir çocuk görüp Benim çocuğum da bu kadar tatlı olursa ben nasıl ondan ayrı saniyeler geçirebilirim? diye düşünmek gibi değil. Farkında olmadan gülümsemek. Olan bir şeyi düşünürken, etrafındakilerin de sana gülümsediğini gördüğün zaman gülümsediğini fark etmek. Sanırım bundaki fazladan güzellik, gülümsediğinde aldığın tepkinin de gülümseme olması. Bir bebeğe uzun süre gülümseyerek bakabilirsin ama daha gülümseyemeyecek kadar küçükse bu seni yorabilir. Bir bebeğe gülümseyerek baktığında o da geri gülümsüyorsa o zaman sonsuza kadar gülümseyerek bakabilirsin ona. Ya da belki bezini değiştirmen gerekene kadar.
Bugün, ödev olarak çektiğimiz kısa bir sahneyi düşünürken gülümsediğimi fark ettim. Karşıdan gelen yaya da bana bakarak gülümsüyordu. Etkileşim güzel bir şey.
Etkileşim aynı zamanda özde olan bir şey sanırım: bir bebek, bir hayvanı oyuncağa tercih eder çünkü hayvan tepki verir. İlk defa köpek sevdiğindeki o harika heyecanı hatırlamaz mısın? Dokunduğun için kafasını oynattığında. Etkileşim güzel bir şey ve bu nedenle etkileşimsiz kalmaya dayanamadığımı anlıyorum. Sanırım bunu yazarken de sekiz yüz beş kere gülümsedim kendi kendime.

Bebek maymunlarla

yapılan bir deneyde, maymunlar annelerinden alınmış. Yanlarına bir yumuşak bir de sert oyuncak maymun verilmiş. Sert oyuncağın kucağından yemek alıyorlarmış. Ama korktuklarında yine de yumuşak oyuncağa sarılıyorlarmış. Bu da yumuşaklığın güveni kolaylaştırdığının göstergesiymiş.
http://ourfauna.files.wordpress.com/
2010/02/baby-monkey.jpg
http://www.itstrulyrandom.com/wp-content/uploads/
2008/05/cheekymonkeypa_468x333.jpg

Ben de böyle
hissediyorum.
Bence bu yüzden kızlara sarılmak daha rahat, daha güven verici. En azından ben bu yüzden korktuğum zamanlarda kızlara sarılmayı tercih ediyorum.
Aslında sizden büyük olan ve size zarar vermeyen eril insanlar da size güven duygusu verebilir. Üstelik onlara sarıldığınızda, bağırlarında daha az aktivite olduğu için kalp atışları daha net duyulur. Biz küçükken babamızın kucağında uyuyakalırmışız. Ama kalp atışlarının hızı önemlidir. O da hep belli olmaz. Bu yüzden yumuşak bir insana sarılmak, büyük bir insana sarılmaktan daha güzel benim için.
Tabi sarılmayı çok özleyince yumuşaklığın bir önemi kalmıyor. Sarılmak ve gözlerini kapamak.

Pazartesi

Atom

Sana burada atom muhabbeti yapacağım.Atomların kendi duyguları var. Ve bir yerde olmak istemedikleri zaman tüm benliğinin oradan kaçmak istemesini algılayabilirsin. Onların istediği yöne gittiğin zaman rahatlarsın. Onlar istemiyorsa ama sen kalıyorsan sadece ümitsizce etrafına bakıp orada olmama yöntemlerini düşündüğünü görürsün. Ama orada olmamanın tek yolu gitmektir. Atomların sana nerede daha güvende hissettiğini anlatabilirler. Yataktaysan ve uyumuyorsan yastığının üzerindeki baş parmağını yakından inceleyebilirsin. Baş parmağın da nefeslerin gibi sarsılıyorsa orada olmak istemiyor olabilirsin. Baş parmağını yakından incelemeye devam edersen atomların kabuk bağlar. Kabuk bağlamadan önce kurudukları yerde boşluk bırakırlar. Böylece konuştuğun zaman sesin daha kısık çıkar. Çünkü çıkana kadar içeride yankılanarak güç kaybeder. Atomların kendi duyguları var.

Liste.3

www.bewareofdarkness.net
İçimden gelmeyenler:

  1. Konuşmak
  2. Susmak
  3. Gülmek
  4. İzlemek
  5. Okumak
  6. Yapmak
  7. Etmek
  8. Yazmak
  9. Çizmek
  10. Çalmak
  11. Oynamak
  12. Dinlemek
  13. Dinlememek
  14. Çıkmak
  15. Kalmak
  16. İnsan görmek
  17. Yalnız kalmak
  18. Yemek
  19. İçmek
  20. Yürümek
  21. Oturmak
Cuma-Cumartesi-Pazar-Pazartesi

Anne

min bir bakışta kötü olduğumu, üstelik kötü olmamın nedenlerini anlaması, kötü olmamın göstergelerini tek tek sayması ve nedenlerini nasıl bildiğini açıklayabilmesi beni bazen kızdırıyor bazen üzüyor. Psişik güçleri mi var yoksa?

Liste.2

Duvarlar çok ses geçirgen olduğu için duyduklarım:

  1. Bu çöp kutusu çok küçük demiştim. Her gün boşaltmam gerekiyor.
  2. O çocuğa ne kadardır ders veriyorsun? Bir acayip yani.
  3. Hayır bunu seyrediyorum ya!
  4. Eye of the Tiger
  5. 5 haberleri
  6. Bugün markette yine o çikolatadan yoktu.
  7. Kuru temizlemeni aldın mı? Hep ben mi hatırlatıcam unutma artık.
  8. Hahahahahahayyy
  9. Gece kulübü ritmleri
Bir de kapının önünde beni görünce uzuuun uzuuun gözlerime bakıp Merhaba canım, sen iyi misin? Bir şeye ihtiyacın var mı? Çaya gel derdim ama misafirlerim var. İyi bak kendine tamam mı? Bir şey olursa söyle lütfen. dedi. Utandım.

başlıksız


DuştaykenyüzünsuyunaltındadeğilseeğerSudamlalarıylagözyaşlarınıayırtedebilirsinÇünkübazıgözyaşlarıdenilengibiSıcakvetuzludeğilDüpedüzacıdırDuştaykenağlıyorsaneğerRuhundabedeninkadartemizlenmekistiyordemektir

Pazar

Biz küçükken

İngiltere'de annemin bir arkadaşı üç küçük çocuk arabadayken kaza yapacağını sandığında şöyle demişti:
Shit shit shit shit shit shit shit shit shit shit
Bu kadar anlamlı bir grup sözcük olabileceğini hiç hayal edemezdim.

Tarhana Çıkışlı Bilinç Akışı

Yapmaya çalıştım. Tarhanadan çok tarhanalı domates çorbasına benzedi.
Yaparken düşünmeden edemedim: kızlarım nerede? Onlarla olmam gerekirken yalnız başıma neden kendimi mutfağa kapıyorum? Neden onlarla gitmedim? Aslında bu soruların yanıtları basit. Ama etrafındakilerden beslenen bir yaratık gibiyim. Bir anda herkes uzakta ve meşgul olunca ne yapacağımı şaşırıyorum. Yemek yapıyorum, yemek istemiyorum. İş yapıyorum, bitince yeniden boşlukta kalıyorum. Kitap okuyorum, okuduğum şeyler beni şaşırtmıyor. Erken uyuduğum için erken kalkıyorum, saatler geçmiyor.
Yazmak için oturuyorum, ya içimden gelmiyor ya da yazamayacak kadar dolu oluyorum. Telefonda ağlamaktan nefret ettiğim için arayabildiklerimi aramıyorum.

Dün Çeşme'de bir düğün vardı. Şimdi orada incir reçelli taze gevrekli kahvaltı ediyorlardır. Ne güzel balık pişiriyorlardır. Denize girilecek kadar sıcak değil ama belki limonata içiyorlardır. Sonra yeni yoldan Bursa'ya üç buçuk saatte varırlar. Bana sarılsalar.
Dün Şikago'da finallerin yaklaştığı bir gün yaşandı. Arkadaşları gittiler, o da yalnız kaldı. Bir konuşmaya kızdı, bir haber paylaştı ve genel olarak amaçlı bir gün geçirdi. Özledim.
Dün Tenessee'de yarışma devam ediyordu. Havlulara taktıkları pinleri değiştirdiler. Yemek yediler, kart oynadılar, güldüler. Ben de onların güleceği çok şey dedim ama güldürmedi. Kesin hiçbiri bavul düzenlemeye başlamamıştır.
Dün bir konser de vardı. İnsanlar dans etti. Görmedikleri insanlara sarıldılar. İzlerken gülüştüler.
Dün bir arkadaşıma stüdyodan sonra bana gelsene diye mesaj attım, stüdyodan akşam 9da çıktığı için gelmedi. Hamlet'in To be, or not to be'sinin yazısını yazdım. Sonra Camus'nün Yabancı'sını bitirdim. Piyano çaldım. Aptal bir Disney filmi bile izledim. Yemek yaptım, yedim. Kek yapmaya çalıştım, başarısız oldum. Bir şeyler okudum. Kalan fizik ödevlerimi bitirdim. Düşündüm. On buçukta uyumuştum.

Cumartesi

Hey,

youtube'a girip Cemre Necefbaş yazsana.

beforeitstimeto.blogspot.com

PAYPDRIIIIIIIIMZZZZ

Konusuz Bilinç Akışı

Avucuma çizgiler eklenmiş. Parmaklarımda, eskiden orada olmayan derin yatay çizgiler var. Avucumdaki damarlar daha mor, elimin üstündekilerse yeşil.
Çizgiler sözcüğü bana yıllar önce Penguen'de okuduğum dudaklarla ilgili bir yazıyı hatırlatıyor. Yazıda, dudaklarda çizgilerin her öpücükle arttığı yazıyordu. Bazıları minik, bazılarıysa derin ve uzun. Aynada görebileceğin gibi.
Bez reklamına çıkan bebekler ileride bu reklamlara bakıp ne düşünüyorlardır? Güzel bebekler oldukları için seviniyorlar mıdır yoksa bebek güzelliklerinin satışta kullanılmasını sevmiyorlar mıdır? Şimdi kendilerini televizyonda görünce el çırpıyorlar mıdır yoksa anneleri megoloman olmasınlar diye onlara reklamı göstermiyor mudur mesela?
Acaba bir gece bir odada sadece bir mumla oturduktan sonra insanlar kendileriyle yaşayabilir mi? Kıskançlık gerçekten bu kadar utanılası bir duygu mu? Önceden kendine söz verdiğin prensipleri, anlayabildiğin ve onlara uymaya devam edebildiğin halde, onlardan koşarak kaçmak istemek sadece insanlık hali mi yoksa daha derin bir temel sorun göstergesi mi? Her insanın seni farklı tanıması çok yönlülüğün ve davranış seçiciliğinin mi yoksa başka bir şeyin sonucu mu? Kendini üç sözcükle tanımlayabiliyorsan, insanlar seni üç sözcükle tanımlayabiliyorsa, ama bu altı sözcük uyuşmuyorsa üstelik sen son üçünü kabul etmekte zorluk çekiyorsan bunun anlamı nedir?
Senin üç sözcükle tanımlayabildiğin biri o üç sözcük değilse ne yapabilirsin? Yeni sıfatlarını kabul etmekte zorlanman neyi gösterir?
Korkmak için bir nedenin yoksa ama yine de dehşete düşmüşsen bu kendine güvenmediğin için midir yoksa sadece değer verdiğin şeylerden vazgeçemediğini mi gösterir?
Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?