Eat, drink and be merry, for tomorrow we die.
Daha doğru şekilde söylemek gerekirse:
Eat, drink and be merry, for tomorrow ye diet.
En sevdiğim sözlerden. Eskiden sonu için sevdiğimi sanırdım. Oysa ki içinde geçen Eat, drink kısmına hayranmışım.
Eat, drink, and be merry, for tomorrow we die.
Hazır yaz da gelmişken,
Eat, drink and be merry, for tomorrow ye diet.
Cumartesi
Cuma
Eski armadillolardan
Ablamın odasındaki 90lar cennetinden, sayısız Radioheadlerin arasından No Doubt ve Robbie Williams cdleri bulmayı başardım. Küçük çaplı nostalji yaşadıktan sonra çooook uzaklardan gelen düğün müzikleri.
Eski armadillolardan.
Billy Joel'dan Vienna hepimize gelsin.
***
Bugün 30 Haziran, hiç oturmadığım küçük balkonumu temizliğe kalkıştım. Süpürdüm, yıkadım, oturulabilecek hale getirdim. Belki gecenin bir saati uyku tutmazsa çıkarım. No Volvere çalması ironik.
Porselen bebek bana bakıyor.
Prunus persica şeftalinin binomial adıymış. Şeftali ağaçlarımız o kadar güzel meyve veriyor ki.
Eski armadillolardan.
Billy Joel'dan Vienna hepimize gelsin.
***
Bugün 30 Haziran, hiç oturmadığım küçük balkonumu temizliğe kalkıştım. Süpürdüm, yıkadım, oturulabilecek hale getirdim. Belki gecenin bir saati uyku tutmazsa çıkarım. No Volvere çalması ironik.
Porselen bebek bana bakıyor.
Prunus persica şeftalinin binomial adıymış. Şeftali ağaçlarımız o kadar güzel meyve veriyor ki.
29 Haziran üzerine
''The first thing I met was a fly with a buzz [...]I've been through the desert on a horse with no name [...]In the desert you can't remember your name; 'cause there ain't no one to give you no pain [...]After nine days, I let the horse run free; 'cause the desert had turned to sea [...]''''Sanat şubeleri içinde edebiyat, [...] zihin unsurları en zengin olanıdır. Bunun içindir ki bir milletin, diğer milletler edebiyatını kendi dilinde, daha doğrusu kendi idrakinde tekrar etmesi; zeka ve anlama kudretini o eserler nispetinde artırması, canlandırması ve yeniden yaratmasıdır. İşte tercüme faaliyetini, biz, bu bakımdan ehemmiyetli ve medeniyet davamız için müessir bellemekteyiz.'' 23 Haziran 1941, Hasan Ali Yücel
müessir: etken, etkili demekmiş.
Melodi ve Müziksel Taklit ile İlişki İçinde Dillerin Kökeni Üstüne Deneme:
''Rousseau, kendi yazdıklarından anladığımıza göre bu metni birçok kez elden geçirmiş, yayınlamayı düşünmüş, ama hep vazgeçmiş. [...] İlkel insanın dili bugünkü gibi ayrışmadığından, bir nesneden söz ederken her sözcüğe bütün bir önermenin anlamını verir. [...] Elma derken elmayı yiyeceğim ya da elma güzel demektedir aynı zamanda. [...] tarihsel verilerden yola çıkarak zamanda geriye gitmek, bir ilk kökeni bulmak değildir Rousseau'nun yaptığı. Onun yerine, incelenecek nesneyi akıl yoluyla bütün ilineklerinden soymak ve onun doğasını ortaya çıkarmaktır.'' (Ömer Albayrak)
Bölüm I: ''Resim sanatını bulanın aşk olduğu söylenir. [...] Bir Frank birçok söz söylemek için çırpınıp dururken, bedenini hırpalarken bir Türk bir an nargilesini ağzından çıkarır, yarım ağızla iki sözcük söyler, ve onu bir vecize ile ezer geçer. [...] Konuşmadan önce sunulan nesne hayal gücünü sarsar, merakı uyandırır, zihni kararsızlık içinde ve söylenecek şeyin beklentisinde tutar. [...] Ama en güçlü dil, işaretin konuşmadan önce her şeyi söylediği dildir.'' (Rousseau)
Sözcükleri bu kadar seven biri olarak, aynı fikirde olup olmadığımı bilmiyorum.
''Don't bother me with trifles,'' he ordered him. ''Consult Divine Providence.'' (Marquez, One Hundred Years of Solitude)
Çarşamba
Bir kase şeftali
Okul boyarken bize karşı seradan salatalık ikram ettiklerinden beri, sanırım kimse bana meyve uzatırken gülümseyerek Yıkayarak yiyin ama dememişti. Bugün, Recep Aga önce benden bir kase istedi, sonra şeftalileri uzatırken gülümsedi ve Yıkayarak yiyin ama dedi. Ona neden Recep Amca değil de Recep Aga dediğimizi bilmiyorum. Ama o geldiğinden beri bahçede turuncu çiçeklerin yanında bolca fesleğen, biraz maydanoz ve az miktarda dereotu da yetişiyor. Belli ki yan komşunun şeftali ağacı da bu yıl çok meyve vermiş. Alev ağaçları ölmemiş. Kiraz ve dut mutlu. Şeftalileri alırken Recep Aga'ya gülümsedim. Hemen sonra ellerini sakladı. İster istemez ben de utandım.
O kase şeftali bende birkaç his uyandırdı. İlki nostaljiye benzeyen ama kesinlikle nostalji olmayan bir duygu. Bursa ve şeftaliyi bağdaştırdım, oysa hep Çeşme ile şeftaliyi bağdaştırmışımdır. İkincisi daha hüzünlü, ama onun da ne olduğunu bilmiyorum. Sanki o şeftalilerde kendimle ilgili bir şey bulabilirmişim gibi bir histi. Ama güzel değillerse diye korktuğum için daha yemedim.
Şeftalinin turuncusu kavuniçinden farklı. İki rüzgar birbirinden farklı. Suların hepsi farklı.
Döndüğümde o şeftalilerden birinin güzel olması gerekiyor. Yoksa bulutlu havaya katkıda bulunarak bugünü kötü yapacak.
Edit: İsmetiye köyünü sorduğumuz genç de şeftali topluyordu. İçten gözleri vardı. Kız olmama rağmen gözlerime baktı. Bence bu şeftaliler bana bir işaret. Ne olduğunu bilmiyorum. Öğretmenim bile bana yolların fatihi dedikten sonra aynaya asılan disko topumu götürmekten çekinmeyeceğim.
Yıllardan beri ilk kez bu evde yalnız olacağım: film yok, çikolatalı kurabiye yok, arkadaş yok.
Porselen yüzlü palyaço yeşil papyon takıp bana gülüyor. Hahaha diyebiliyor anca. Düzgün bir şeyler desene. Anlamsız gülmeyi ben de biliyorum. Düzgün bir şeyler desene.
27 derece ve rüzgarlı. Fırtına bekleniyor bu akşam.
Edit: Şeftalileri yemedim ve tobleronea kadar düştüm. Bugün 27 Haziran.
O kase şeftali bende birkaç his uyandırdı. İlki nostaljiye benzeyen ama kesinlikle nostalji olmayan bir duygu. Bursa ve şeftaliyi bağdaştırdım, oysa hep Çeşme ile şeftaliyi bağdaştırmışımdır. İkincisi daha hüzünlü, ama onun da ne olduğunu bilmiyorum. Sanki o şeftalilerde kendimle ilgili bir şey bulabilirmişim gibi bir histi. Ama güzel değillerse diye korktuğum için daha yemedim.
Şeftalinin turuncusu kavuniçinden farklı. İki rüzgar birbirinden farklı. Suların hepsi farklı.
Döndüğümde o şeftalilerden birinin güzel olması gerekiyor. Yoksa bulutlu havaya katkıda bulunarak bugünü kötü yapacak.
Edit: İsmetiye köyünü sorduğumuz genç de şeftali topluyordu. İçten gözleri vardı. Kız olmama rağmen gözlerime baktı. Bence bu şeftaliler bana bir işaret. Ne olduğunu bilmiyorum. Öğretmenim bile bana yolların fatihi dedikten sonra aynaya asılan disko topumu götürmekten çekinmeyeceğim.
Yıllardan beri ilk kez bu evde yalnız olacağım: film yok, çikolatalı kurabiye yok, arkadaş yok.
Porselen yüzlü palyaço yeşil papyon takıp bana gülüyor. Hahaha diyebiliyor anca. Düzgün bir şeyler desene. Anlamsız gülmeyi ben de biliyorum. Düzgün bir şeyler desene.
27 derece ve rüzgarlı. Fırtına bekleniyor bu akşam.
Edit: Şeftalileri yemedim ve tobleronea kadar düştüm. Bugün 27 Haziran.
Salı
Kuşburnu
Bugün Kuşburnu'ndan bir mesaj aldım. Aslında hepimiz aldık.
Benim yaz ile bağdaştırdığım ve uzaktayken defalarca hissettiğim şeyler barındırıyordu.
Ben Kuşburnu'nu nasıl özlemem. O gülsün söz bir daha hiç ikiletmeyeceğim davetini.
Onu özleyince kendimi de özlüyorum ya neyse.
İnsan kendini özlermiş. Megolomanca değil ama.
Madagascar ise bir ada. Subtropikal.
Benim yaz ile bağdaştırdığım ve uzaktayken defalarca hissettiğim şeyler barındırıyordu.
Ben Kuşburnu'nu nasıl özlemem. O gülsün söz bir daha hiç ikiletmeyeceğim davetini.
Onu özleyince kendimi de özlüyorum ya neyse.
İnsan kendini özlermiş. Megolomanca değil ama.
Madagascar ise bir ada. Subtropikal.
Pazartesi
Çok stresten hep stresten
Ufak ölçekte rahme dönüş ve dehşet:
Mini-inziva burası, başvuru öncesi, iyi mi kötü mü bilmiyorum.
Güzel hava, güzel görüntü, şehir gürültüsü yok, kuş cıvıltıları var ve huzurlu.
Ufak ölçekte rahme dönüş.
Bu sırada 10'la giden trafik canavarı oldum. Çok garip.
Bu da dehşet kısmı.
Daha kendime gelmedim, geldiğimde güzel bir atlayan lama daha yazarım diyorum.
Bugün çoook güzel uyandım.
Altı gün sonra da bu kadar güzel uyanabilmek istiyorum.
Stresten göz kapamadığım için gözüm kurudu, komik.
Bugünün sorusu: Sebzeler renklerini neye göre seçiyorlar?
Mini-inziva burası, başvuru öncesi, iyi mi kötü mü bilmiyorum.
Güzel hava, güzel görüntü, şehir gürültüsü yok, kuş cıvıltıları var ve huzurlu.
Ufak ölçekte rahme dönüş.
Bu sırada 10'la giden trafik canavarı oldum. Çok garip.
Bu da dehşet kısmı.
Daha kendime gelmedim, geldiğimde güzel bir atlayan lama daha yazarım diyorum.
Bugün çoook güzel uyandım.
Altı gün sonra da bu kadar güzel uyanabilmek istiyorum.
Stresten göz kapamadığım için gözüm kurudu, komik.
Bugünün sorusu: Sebzeler renklerini neye göre seçiyorlar?
Cumartesi
Yosunmak
The seaweed is
there.
Atrophy is there,
too.
The seaweed takes
the pomegrenate in its hand.
Atrophy takes it
back.
The seaweed takes
out a sketch of a Japanese woman.
Atrophy draws
tears on the sketch.
The seaweed wraps
around its tuna lunch.
Atrophy takes out
the rotten salmon.
The seaweed has
wizened fingertips.
Atrophy dances on
them.
The seaweed is no
longer there.
Atrophy has left,
too.
Cuma
Yaz ve diğer yazılar
Yine yaz. Başladı bile. Başladığını anlayabilmek güzel, geçen yaz anlayamamıştım. Sen de anlayamamışsındır, finaller yağmurluydu.
Yaz deyince aklıma gelen ilk beş şey:
Kiraz
Uçak *ve gitmek*
Deniz
Güneş yanığı
Yazı yazmak, yazabilmek
Oysa en son iki bin dokuz yazında yazabildiğimi hatırlıyorum.
En son iki bin sekiz yazında güneşten yanmıştım.
Üzerimde en büyük etkisi olan ise uçak. Uçmak, özgür hissetmek, evde hissetmek. Bir gün ben de uçak uçurabilmek istiyorum. Gitmek ise çok alışman gereken bir duygu. Alışık olduğundan da çok. Bu fikre gittikçe ve fiziki olarak de gittikçe daha çok alışıyorsun sanırım. Üzüntüden öleceğini sanıyorsun önce. Ama ölmediğini gördükçe bir yerlere sakladığın heyecanın ortaya çıkıyor. Öyleymiş. Ya da öyle olduğunu umalım.
Şimdi güzel. Gelecek de güzel. Yaz daha güzel. Güneş yanığını hiç sevmediğim için en sevdiğim mevsimin kış olduğunu sanırdım. Ama benim de en sevdiğim mevsim yaz sanırım.
Yaz deyince aklıma gelen ilk beş şey:
Kiraz
Uçak *ve gitmek*
Deniz
Güneş yanığı
Yazı yazmak, yazabilmek
Oysa en son iki bin dokuz yazında yazabildiğimi hatırlıyorum.
En son iki bin sekiz yazında güneşten yanmıştım.
Üzerimde en büyük etkisi olan ise uçak. Uçmak, özgür hissetmek, evde hissetmek. Bir gün ben de uçak uçurabilmek istiyorum. Gitmek ise çok alışman gereken bir duygu. Alışık olduğundan da çok. Bu fikre gittikçe ve fiziki olarak de gittikçe daha çok alışıyorsun sanırım. Üzüntüden öleceğini sanıyorsun önce. Ama ölmediğini gördükçe bir yerlere sakladığın heyecanın ortaya çıkıyor. Öyleymiş. Ya da öyle olduğunu umalım.
Şimdi güzel. Gelecek de güzel. Yaz daha güzel. Güneş yanığını hiç sevmediğim için en sevdiğim mevsimin kış olduğunu sanırdım. Ama benim de en sevdiğim mevsim yaz sanırım.
Perşembe
Anne ile
makarna-şarap ve şarap hakkında film zevki-
yapacakken dizi gerçeği bunu öldürdü.
---
nothing like a plate of pasta, a glass of blush and headphones with a sitcom on.
yapacakken dizi gerçeği bunu öldürdü.
---
nothing like a plate of pasta, a glass of blush and headphones with a sitcom on.
Çarşamba
Atlayan Lama
Emailimde important etiketi olanlara bakarken küçük ve gereksiz bir Neyin önemli olduğunu kim bilebilir ki? sorgulamasına girdim.
Kişilik sorgulaması kaçınılmaz bir şey mi? Ne de olsa her biri sorgulamakla kalmıyor, sorgulatıyor da. Kimin ne üzerinde ne kadar sorgulama hakkı var ki? Ancak kendini üst üste, defalarca, hiç durmadan sorgulayabilirsin. Ona da kimse dur demediği zaman senin dur demeyi öğrenmen gerekebilir. Öğrenirsin de der misin, der miyim, der mi?
Ah, yine akşam, yine akşam. Ay'ı kesip yıldız yapan sinek, yıldızdan yıldıza atlayan lama, yıldızdan dünyaya düşen kelebek olsam.
Bardakların ıslakken masada iz bırakması belki kimyasal olduğu kadar psikolojiktir de: Kendi iz bırakma isteğinin bir yansımasıysa ne olur?
Köprü kırmızıyken harita üzerindeki yoğun nüfuslu yeri hatırlatması bugüne özelse, bu küçücük armudu bir kez ısırıyorsam ve gazete elimi boyuyorsa bence bu üçünün kokusu pekala benzeyebilir. Ama aynı olmaz.
Ah, yine akşam, yine akşam. Suda yüzen naneyle yıkanırken lavaboya düşen nane arasındaki fark olsam.
İmza ne demek? Neden adı imza? Hazzopulo'nun adı nereden gelmiş?
Bir adada yaşamak nasıl olurdu? Küçük bir adada. Her istediğin meyve olmazdı mesela.
Kendi biberiyemi yetiştirmek istiyorum.
Kişilik sorgulaması kaçınılmaz bir şey mi? Ne de olsa her biri sorgulamakla kalmıyor, sorgulatıyor da. Kimin ne üzerinde ne kadar sorgulama hakkı var ki? Ancak kendini üst üste, defalarca, hiç durmadan sorgulayabilirsin. Ona da kimse dur demediği zaman senin dur demeyi öğrenmen gerekebilir. Öğrenirsin de der misin, der miyim, der mi?
Ah, yine akşam, yine akşam. Ay'ı kesip yıldız yapan sinek, yıldızdan yıldıza atlayan lama, yıldızdan dünyaya düşen kelebek olsam.
Bardakların ıslakken masada iz bırakması belki kimyasal olduğu kadar psikolojiktir de: Kendi iz bırakma isteğinin bir yansımasıysa ne olur?
Köprü kırmızıyken harita üzerindeki yoğun nüfuslu yeri hatırlatması bugüne özelse, bu küçücük armudu bir kez ısırıyorsam ve gazete elimi boyuyorsa bence bu üçünün kokusu pekala benzeyebilir. Ama aynı olmaz.
Ah, yine akşam, yine akşam. Suda yüzen naneyle yıkanırken lavaboya düşen nane arasındaki fark olsam.
İmza ne demek? Neden adı imza? Hazzopulo'nun adı nereden gelmiş?
Bir adada yaşamak nasıl olurdu? Küçük bir adada. Her istediğin meyve olmazdı mesela.
Kendi biberiyemi yetiştirmek istiyorum.
Bu benim
Sevgili arkadaşım ile rüya gibi bir gün geçirdik. Sıcaktan eridiğimiz ve çok yürümek zorunda kaldığımız bir rüya gibi. O kadar mutluyum ki.
Bu gün, uyanışlarla dolu bir gündü. Kahvaltının kalbimdeki yerine bir kez daha uyandığım, gelecekte çok para kazanmam gerektiğine uyandığım ve en önemlisi kaliteli arkadaşlıkların kaldığın yerden devam etme özelliğine sahip olduğuna uyandığım bir gündü.
İlk gezdiğimiz sergiyi anlamadım. Gerçekten anlamadım. Serginin ilk bölümü biraz sanatçılar dünyayı yönetsin mesajlıydı. İkinci bölümü ise sanırım psiko/sosyal/feminizm diye adlandırmaya çalıştığım feminizm ve ilgili bazı psikolojik olguların sosyal duruma etkisi gibi *ya da bana öyle gelen* bir çalışmalar topluluğuydu. İki farklı yerde karşımıza çıkan kuzu akciğeri beni gerçekten zorladı. Neden orada bir kuzu akciğeri vardı? Sonsuza kadar unutmayacağım yanıt arkadaşımdan geldi: ''Ciğerimize işlemiş.'' (Şimdi neden adını vermediğimi anladın.)
Gezdiğimiz ikinci sergi ise bana çok farklı duygular yaşattı. Kazak giymiş tuval ve kazak giymiş dev yumurta sayesinde dakikalarca kıkırdamak neymiş onu hatırladım. Resimde gördüğün eserin önüne geldiğimdeyse kafamda Ama bu benim diye haykıran küçük ben'ler belirdi.
Günümün her saniyesi dolu dolu ve uzun zamandır hayalini kurduğum gibi geçti. Çok kahkaha attık, insanlar baktı. Yürüdük, aynı yerden bir daha yürüdük, bir daha yürüdük, inadına gibi bir daha yürüdük ve karanlık yere girdiğimizde arkamızdan kapı kapandı.
Büyüleyiciydi.
Bir dahaki sefere GalataArt da bize kapılarını açar umarım.
Bu gün, uyanışlarla dolu bir gündü. Kahvaltının kalbimdeki yerine bir kez daha uyandığım, gelecekte çok para kazanmam gerektiğine uyandığım ve en önemlisi kaliteli arkadaşlıkların kaldığın yerden devam etme özelliğine sahip olduğuna uyandığım bir gündü.
İlk gezdiğimiz sergiyi anlamadım. Gerçekten anlamadım. Serginin ilk bölümü biraz sanatçılar dünyayı yönetsin mesajlıydı. İkinci bölümü ise sanırım psiko/sosyal/feminizm diye adlandırmaya çalıştığım feminizm ve ilgili bazı psikolojik olguların sosyal duruma etkisi gibi *ya da bana öyle gelen* bir çalışmalar topluluğuydu. İki farklı yerde karşımıza çıkan kuzu akciğeri beni gerçekten zorladı. Neden orada bir kuzu akciğeri vardı? Sonsuza kadar unutmayacağım yanıt arkadaşımdan geldi: ''Ciğerimize işlemiş.'' (Şimdi neden adını vermediğimi anladın.)
Gezdiğimiz ikinci sergi ise bana çok farklı duygular yaşattı. Kazak giymiş tuval ve kazak giymiş dev yumurta sayesinde dakikalarca kıkırdamak neymiş onu hatırladım. Resimde gördüğün eserin önüne geldiğimdeyse kafamda Ama bu benim diye haykıran küçük ben'ler belirdi.
Bu sergide içi boş giysi heykelciklerine bakıp anlamadığım için sorgularken unutmamakla kalmayıp her hatırladığımda güleceğim ikinci yanıtı duydum: ''Kafa bırakmamışlar adamda.''
Günümün her saniyesi dolu dolu ve uzun zamandır hayalini kurduğum gibi geçti. Çok kahkaha attık, insanlar baktı. Yürüdük, aynı yerden bir daha yürüdük, bir daha yürüdük, inadına gibi bir daha yürüdük ve karanlık yere girdiğimizde arkamızdan kapı kapandı.
Büyüleyiciydi.
Bir dahaki sefere GalataArt da bize kapılarını açar umarım.
Pazar
Bugün
O gün. Rüzgarlı, çok rüzgarlı ama sıcak. Akşam bulutlar 42% kapayacakmış gökyüzünü. Bugün bir pazar. Güzel bir gün olacak.
Simitleri yaktım. Fırına bir şey koyup unutmam genelde ama. Radyo Eksen'de Daydream-The Lovin' Spoonful çalıyor.
Çok sevdiğim Abracadabra-Steve Miller Band'de dans ettik. Babalar Günü olduğu için çok güzel çalıyor. Denk geldi. Böyle sevdiğim tek tük şarkıları toplamalıyım.
Kapı açılınca o kadar çok esiyor ki uçtum. Yihuu!
Radyo dinleme alışkanlığı edinmeliyim. Şimdi ne dinlesem diye düşünmene gerek kalmıyor, ve bazı radyolar gerçekten tam istediğin ya da gereğini duyduğun müziği çalabiliyor.
O nedenle benden edit bekle.
Meg Ryan-Tom Hanks filmlerinden You've Got Mail var televizyonda. Bugün benim için :)
Meg Ryan-Tom Hanks filmlerinden You've Got Mail var televizyonda. Bugün benim için :)
Cumartesi
Güzel şeyler
O kadar heyecanlıyım ki, ne diyeceğimi bilmiyorum!
Salı
Mor Köprü Turuncu Yıldız
Antibiyotik Güncesi.5 hiç yayınlanmadı. O gün Şikago'dan beklediğim insan geldi, ne mutlu bana. Üstelik benden giysi bile çalmaya çalışmadı.
Sonraki iki gün üniversite başvuruları konusunda bildiklerimi tekrar tekrar tekrarlayan bir grup kadını dinledim. Gerçekten yorucuydu. Ama üniversite başvurularının düşündüğümden de yakın olduğunu anlamama yardımcı oldular. İlaç için çalan alarmı kapamak zorunda olmamak ilk günümün en önemli parçasıydı sanırım. Bir de üç kişi yemek yerken Bu araba size mi ait acaba? sorusunu duymak. Bu iki olay günüme damgasını vurdu. Bugün ise çok şirin bulduğum Elif Çağlar'ı, şımarık piyanistleri, tatlı olabilecek sanat yönetmeni/ fotoğrafçı/ müzisyen/ prodüktörleri görerek iki Lullaby of Birdland ve üç ya da daha fazla Autumn Leaves dinledim.
Gerekliymiş gibi üzerine çok düşündüğüm şeylerden biri renk uyumu ve bunun ne demek olduğuydu. Uyan renkler, uymayan renkler, renklerin hangi şartlarda uyacağı ve en önemlisi nasıl modada uymayan renklerin bir araya gelip inatla uyumluymuşçasına kullanılmaları.
Mesela açık pembe, kahverengi, turuncu, kırmızı ve yeşil hep beraber aynı ayakta çirkin duruyorlar. Ama kahverengi bir elbisenin üzerinde turuncu, açık pembe ve yeşil daireler olduğunda bunu kırmızı ayakkabılarla kullanmak modaya uygun olabiliyor. Açık pembe ve açık kırmızı uyumlu değilken koyu pembe ve koyu kırmızı aynı yerde kullanılabiliyor. Sarı, kahverengi, bej, haki, gri, lacivert hepsi nasıl bir arada giyilebiliyor?
Bence uyumsuz *bulduğum* renklerin bir arada kullanılmasında hiçbir sakınca yok. Üstelik kullanılmalılar da. Sadece uyumsuz ya da uyumlu sıfatları belki değişmeli.
Karşının ışıkları açık turuncu, köprü şu an açık mor. Zıt renkler oldukları için göze hitap etmeleri gerekiyor sanıyordum. Garip olan, uyumsuz olan köprü değil de ışıklarmış gibi duruyor.
Sonraki iki gün üniversite başvuruları konusunda bildiklerimi tekrar tekrar tekrarlayan bir grup kadını dinledim. Gerçekten yorucuydu. Ama üniversite başvurularının düşündüğümden de yakın olduğunu anlamama yardımcı oldular. İlaç için çalan alarmı kapamak zorunda olmamak ilk günümün en önemli parçasıydı sanırım. Bir de üç kişi yemek yerken Bu araba size mi ait acaba? sorusunu duymak. Bu iki olay günüme damgasını vurdu. Bugün ise çok şirin bulduğum Elif Çağlar'ı, şımarık piyanistleri, tatlı olabilecek sanat yönetmeni/ fotoğrafçı/ müzisyen/ prodüktörleri görerek iki Lullaby of Birdland ve üç ya da daha fazla Autumn Leaves dinledim.
Gerekliymiş gibi üzerine çok düşündüğüm şeylerden biri renk uyumu ve bunun ne demek olduğuydu. Uyan renkler, uymayan renkler, renklerin hangi şartlarda uyacağı ve en önemlisi nasıl modada uymayan renklerin bir araya gelip inatla uyumluymuşçasına kullanılmaları.
Mesela açık pembe, kahverengi, turuncu, kırmızı ve yeşil hep beraber aynı ayakta çirkin duruyorlar. Ama kahverengi bir elbisenin üzerinde turuncu, açık pembe ve yeşil daireler olduğunda bunu kırmızı ayakkabılarla kullanmak modaya uygun olabiliyor. Açık pembe ve açık kırmızı uyumlu değilken koyu pembe ve koyu kırmızı aynı yerde kullanılabiliyor. Sarı, kahverengi, bej, haki, gri, lacivert hepsi nasıl bir arada giyilebiliyor?
Bence uyumsuz *bulduğum* renklerin bir arada kullanılmasında hiçbir sakınca yok. Üstelik kullanılmalılar da. Sadece uyumsuz ya da uyumlu sıfatları belki değişmeli.
Karşının ışıkları açık turuncu, köprü şu an açık mor. Zıt renkler oldukları için göze hitap etmeleri gerekiyor sanıyordum. Garip olan, uyumsuz olan köprü değil de ışıklarmış gibi duruyor.
Cumartesi
Antibiyotik Güncesi.4
Güneş gözlüğü tamam, şapka yok, güneş kremi yok, eyvah.
Akşam için kalın giysi de hazır.
Su da aldım yanıma.
Dün gece alarma uyandım ama sanırım ilaçlarımı almadım. Kötü hissetmiyordum uyandığımda ama atladıysam üzülürüm. Hap sayısına bakılırsa atlamışım. Bugün ise dışarıdaki dünyayla ilk sınavım var.
Sanırım haftalardan beri ilk kez dışarıda yemek yiyeceğim.
---
Güzel bir gün geçirdim. Gecesi daha da çok güzeldi. Güzel sesli kadın bize güzel şarkılar söyledi. May feyvırıt müzişın caz, rili its nat feyk. Bütün hafta beklememe değecek kadar eğlendim hatta.
Yarınsa Şikago'dan beklediğim bir paket geliyor!
Akşam için kalın giysi de hazır.
Su da aldım yanıma.
Dün gece alarma uyandım ama sanırım ilaçlarımı almadım. Kötü hissetmiyordum uyandığımda ama atladıysam üzülürüm. Hap sayısına bakılırsa atlamışım. Bugün ise dışarıdaki dünyayla ilk sınavım var.
Sanırım haftalardan beri ilk kez dışarıda yemek yiyeceğim.
---
Güzel bir gün geçirdim. Gecesi daha da çok güzeldi. Güzel sesli kadın bize güzel şarkılar söyledi. May feyvırıt müzişın caz, rili its nat feyk. Bütün hafta beklememe değecek kadar eğlendim hatta.
Yarınsa Şikago'dan beklediğim bir paket geliyor!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)