Çarşamba
Grafi 2000de Magara adamlari olan bir telefon reklami vardi. Orada adam sana daaaa telefonuna daaaa dinazoruna daaaa diyordu. Hah iste tam oyle hissediyorum. Allahim Ben ne yaptim?
Pazartesi
incoy
mutlu hissettiğim bir günün sonunun kötü bitmemesi için çok çabalıyorum baba!
gerçekten, neye benzerdi reklamsız?
gerçekten, neye benzerdi reklamsız?
Cumartesi
no gates or barbed wire
you can tell me your troubles, I'll listen for free
regulars trust me it seems
you can come and see uncle
to get through the week
leave your pledges with me to redeem
some folk sell their bodies, for ten bob a go
politicians go pawning their souls
which doesn't make me look too bad, don't you know
me, with my heart full of holes
demiş mark knopfler
o değil de f.
regulars trust me it seems
you can come and see uncle
to get through the week
leave your pledges with me to redeem
some folk sell their bodies, for ten bob a go
politicians go pawning their souls
which doesn't make me look too bad, don't you know
me, with my heart full of holes
demiş mark knopfler
o değil de f.
Çarşamba
BU YAZ KARACİĞERLERE VEDA!
ben burda bu hafta
asfaltını seveyim istanbul'un! yine haykırmıyorum yeteri kadar. ünlem koyuyorum sonuna. ne bileyim, çok özledim işte.
when every little thing anticipates you der gibiyim. ne ara böyle melankolik oldum ki, hani iyi gidiyordu? haftasonunu dört gözle bekliyorum.
not so fast junior
when every little thing anticipates you der gibiyim. ne ara böyle melankolik oldum ki, hani iyi gidiyordu? haftasonunu dört gözle bekliyorum.
not so fast junior
Salı
Pazartesi
don't crash the ambulance, whatever you do
dün gece yastuğumde saçlarunlen uyudum diyor fatih yaşar.
aferin, desin.
sen de vur ciğerim. müstahak herhalde.
aslında noooo pıroblem
aslında noooo pıroblem
Pazar
o simsiyah nefessiz günlerden
düşününce akdeniz ne çabuk aşık oluyor
bu kıta ise sosyal ağ flörtü gibi
*
sokak tabelalarını özledim senin!
tek yalanım bunu daha sık haykırmayışım.
fark etmişsindir, yavaş yavaş evime dönüyorum 'küçük İskender'. ama bu kez hissedebilmenin özentiliğiyle değil de hissedememenin acizliğinden varıyorum limitine. bir sürü ünlem koyuyorum cümlelerime hissedemediğim belli olmasın diye. satıyorum öylesine, satıyorum bu rolü gelen geçene. müzik bile dinliyorum, dinlediğim müziğe eşlik ediyorum hissettiğimi düşüneyim diye. içim dışıma çıktı türkçe şarkı dinlemekten. burası çok hissiz be oğlum, artık kızmıyorum da. sinekler heyecanlanmıyor bile, fikrini seviyorlar (şıkıyorlar belki daha çok) yüzüne baka baka. hepsinin de gözü yeşil niyeyse. ne o, hayata hazırlanıyorum ben de. böyle hayatın... nasıl işlediğini yeni öğreniyorum.
bir çiğ tanesi, bülbülün çilesi, annemin sesiyle güne uyansam
çıldırıyorum allahım! 7 konsekütif saattir -beklediğimden çok daha verimli şekilde- kütüphanedeyim ve yarına olan işlerim bitmedi.
çıldırıyorum! üstelik cumartesi de iş yaptım.
çıldırıyorum! cuma gecem de essayle geçmişti.
ya yok çıldırmıyorum kanka iyiyim şaka şaka
ironiyle devam edelim: gerek yok poetikaya (see above)
bir de kütüphane sevgililerimin hepsi mi tırnak yer kardeşim. huffington post'tan tırnak yemenin zararlarını okudum öğrendim artık
*
"gönülden bana uzanacak dost elinin delisiyim"
bu kıta ise sosyal ağ flörtü gibi
*
sokak tabelalarını özledim senin!
tek yalanım bunu daha sık haykırmayışım.
fark etmişsindir, yavaş yavaş evime dönüyorum 'küçük İskender'. ama bu kez hissedebilmenin özentiliğiyle değil de hissedememenin acizliğinden varıyorum limitine. bir sürü ünlem koyuyorum cümlelerime hissedemediğim belli olmasın diye. satıyorum öylesine, satıyorum bu rolü gelen geçene. müzik bile dinliyorum, dinlediğim müziğe eşlik ediyorum hissettiğimi düşüneyim diye. içim dışıma çıktı türkçe şarkı dinlemekten. burası çok hissiz be oğlum, artık kızmıyorum da. sinekler heyecanlanmıyor bile, fikrini seviyorlar (şıkıyorlar belki daha çok) yüzüne baka baka. hepsinin de gözü yeşil niyeyse. ne o, hayata hazırlanıyorum ben de. böyle hayatın... nasıl işlediğini yeni öğreniyorum.
bir çiğ tanesi, bülbülün çilesi, annemin sesiyle güne uyansam
çıldırıyorum allahım! 7 konsekütif saattir -beklediğimden çok daha verimli şekilde- kütüphanedeyim ve yarına olan işlerim bitmedi.
çıldırıyorum! üstelik cumartesi de iş yaptım.
çıldırıyorum! cuma gecem de essayle geçmişti.
ya yok çıldırmıyorum kanka iyiyim şaka şaka
ironiyle devam edelim: gerek yok poetikaya (see above)
bir de kütüphane sevgililerimin hepsi mi tırnak yer kardeşim. huffington post'tan tırnak yemenin zararlarını okudum öğrendim artık
*
"gönülden bana uzanacak dost elinin delisiyim"
-bana yazılmış gibisin
dedi. (bugün birden fazla postmamak için çok çabalıyorum)
***driving long nails into coffins: işim yokmuş gibi beş yıl öncesini okudum. ne güzelmiş bana yazılmış gibi olmak
***driving long nails into coffins: işim yokmuş gibi beş yıl öncesini okudum. ne güzelmiş bana yazılmış gibi olmak
Cumartesi
gevende dinliyorum
uzaklarda gün doğuyor!
doğdu.
burada gece boyunca gönül çekmelerim sıralanıyor.
hayırdır.
*
insan bir günde kaç farklı postabilir değil mi ama
doğdu.
burada gece boyunca gönül çekmelerim sıralanıyor.
hayırdır.
*
insan bir günde kaç farklı postabilir değil mi ama
bizlerin bizlere oyunu bu
radyodayanıkiçlibirkemanağlasanihavendacemaşiran
0
0damda tek başıma demleniyorsam eğer bi bildiğim vardır değil mi
la si do la fa
0
0damda tek başıma demleniyorsam eğer bi bildiğim vardır değil mi
la si do la fa
bu sabah depreseler içinde uyandım
öldürmüş masumları
*
kalbi kenti sevmiyor:
elbette gidiliyor! başka hayatların kapısına dayanılacak!
BU YÜZYILIN UZAYI ÇOK KALİTESİZ, TANRILARI UCUZ HAKLISIN
yarım saat sonra öleceğiz farkındayım!
ressam, sert bir öpüşmeye batırıp bırakacak fırçasını
ağlıyordur denize bakan kırık bir pencerenin kenarında
kimseye sezdirmeden kurulayacaktır kirpikdiplerini
-küçük İskender
***
derler ki bu gece
o değil de insanlar büyüsün istiyorum tüm büyünecek yerlerde. insanlar büyüsün istiyorum büyüdüklerini düşündüklerinde. eah bea diyorum yeter hadi nolur,
gökten yağmur gibi
liselilik yetsin artık.
*
kalbi kenti sevmiyor:
elbette gidiliyor! başka hayatların kapısına dayanılacak!
BU YÜZYILIN UZAYI ÇOK KALİTESİZ, TANRILARI UCUZ HAKLISIN
yarım saat sonra öleceğiz farkındayım!
ressam, sert bir öpüşmeye batırıp bırakacak fırçasını
ağlıyordur denize bakan kırık bir pencerenin kenarında
kimseye sezdirmeden kurulayacaktır kirpikdiplerini
-küçük İskender
***
derler ki bu gece
o değil de insanlar büyüsün istiyorum tüm büyünecek yerlerde. insanlar büyüsün istiyorum büyüdüklerini düşündüklerinde. eah bea diyorum yeter hadi nolur,
gökten yağmur gibi
liselilik yetsin artık.
Çarşamba
delisin delisin
hiç düşündün mü,
kıymalı makarna derken aslında
kıymalı! makarnaya
*[*]*
baba,
bu hiç bitecek mi?
bu da son edit olsun: elinde kalan o son fotoğraf da seni heyecanlandırmayınca artık silmenin zamanı gelmemiş midir ya el hubb
kıymalı makarna derken aslında
kıymalı! makarnaya
*[*]*
baba,
bu hiç bitecek mi?
bu da son edit olsun: elinde kalan o son fotoğraf da seni heyecanlandırmayınca artık silmenin zamanı gelmemiş midir ya el hubb
Salı
Türkçe... Faruk Eczanesi
kıskançlık, ömür boyu.
inklusifnıs ve eksklusifnıs terimlerinin tanımlarını daha çok düşünmem gereken günler yaklaştıkça-- çok aralıklı patlamalardan oluşan bir indifırıns görüyorum kendimde.
ha bir de vestırn vey of tinking vestırn vey of tinking diye gelip geçene küfrettiğim şeyin aslında akademik düşünce olabileceği (kabul etmek istemiyorum, bunun tek yol olduğuna inanmak istemiyorum!) geldiğinde aklıma, intuitiv şekilde bilmedikleri şeref konusunu (Iliad) sıradan (kıskandığım için mi sıradan diyorum) bir sosyal analizde boğmak: işte aslında boğmak olmayan şey bu ve sadece fark etmem gerekli. yahu ben mi yanlış yapıyorum bu batılıların hepsi aynı şeyi söylüyor dediğim zamanlarda, benim değil yanlış, yapamıyor olduğumu anlamam gerekli. ve hiçbir zaman en iyisi olamayacağım ama çok sevdiğim bu matematikayı öğrenme prosesini belki de kucaklamalıyım, kaçmalıyım tüm bu sosyal bilimlerden ve grafikli düşünme yönteminin kölesi olmalıyım hayatım boyunca belki. belki ancak böyle sevdiğim ama akademik anlamda geçersiz intuitiv normlarla yaşamayı sürdürebilirim.
derslerin üçüncü haftası. balayının sonunda boşanan çiftlerden olmayalım da, zaten burada benden bir şey olmayacağı belli.
insanlarını sevdim yalnız, insanları iyi.
tabi alaçatı'da etrafımızda dolaşan sinekleri buradakilere tercih ederiz. kağıt shot bardağından üstüne votka döken sinekler, her ne kadar artikülıtnıslarıyla kalbini çalmaya çalışsalar da kumun, bodur çalıların ve sualtının naivitesi yok onlarda.
üst sınıflarımın benden küçük yaşta olması güzel bir his değil. elbet bir havamız oluyor ama okuyamadığım açık yeşil gözler zaten güvenilmez, bir de aynı yaşta olmuyor mu, orada bitiyor.
inklusifnıs ve eksklusifnıs terimlerinin tanımlarını daha çok düşünmem gereken günler yaklaştıkça-- çok aralıklı patlamalardan oluşan bir indifırıns görüyorum kendimde.
ha bir de vestırn vey of tinking vestırn vey of tinking diye gelip geçene küfrettiğim şeyin aslında akademik düşünce olabileceği (kabul etmek istemiyorum, bunun tek yol olduğuna inanmak istemiyorum!) geldiğinde aklıma, intuitiv şekilde bilmedikleri şeref konusunu (Iliad) sıradan (kıskandığım için mi sıradan diyorum) bir sosyal analizde boğmak: işte aslında boğmak olmayan şey bu ve sadece fark etmem gerekli. yahu ben mi yanlış yapıyorum bu batılıların hepsi aynı şeyi söylüyor dediğim zamanlarda, benim değil yanlış, yapamıyor olduğumu anlamam gerekli. ve hiçbir zaman en iyisi olamayacağım ama çok sevdiğim bu matematikayı öğrenme prosesini belki de kucaklamalıyım, kaçmalıyım tüm bu sosyal bilimlerden ve grafikli düşünme yönteminin kölesi olmalıyım hayatım boyunca belki. belki ancak böyle sevdiğim ama akademik anlamda geçersiz intuitiv normlarla yaşamayı sürdürebilirim.
derslerin üçüncü haftası. balayının sonunda boşanan çiftlerden olmayalım da, zaten burada benden bir şey olmayacağı belli.
insanlarını sevdim yalnız, insanları iyi.
tabi alaçatı'da etrafımızda dolaşan sinekleri buradakilere tercih ederiz. kağıt shot bardağından üstüne votka döken sinekler, her ne kadar artikülıtnıslarıyla kalbini çalmaya çalışsalar da kumun, bodur çalıların ve sualtının naivitesi yok onlarda.
üst sınıflarımın benden küçük yaşta olması güzel bir his değil. elbet bir havamız oluyor ama okuyamadığım açık yeşil gözler zaten güvenilmez, bir de aynı yaşta olmuyor mu, orada bitiyor.
despırıt atempts
yalanımın sonu yok lan.
'I just realized that I left a big part of the rakı culture when I was telling you about how to drink it. You cling rakı glasses too when you say cheers. The word for cheers in Turkish is 'şerefe', which literally means that you are drinking to honor (this contributes to the whole rakı being a heavy drink.) (I just realized I could easily write an essay on this.) There are two ways of clinging rakı glasses. Both result in the glasses clinging twice and not once. This also means that while clinging, glasses should be on the same level (I believe there is a respect aspect to this.). One way is that you hold the glasses from the top and swing them in such a way that their bottoms cling twice. The other way (the way I learned it) it that you hold the glasses from the bottom (which is supposed to be the heavier part of the glass) and cling the thinner parts-without breaking them. Another thing about clinging rakı glasses is that you do it only once in a meal, and after you cling them, you also put them on the table before drinking to remember those who are not with you.' 2:15 am Tuesday Oct 15
canım öylesine fıstık ezmesi çekti ki
'I just realized that I left a big part of the rakı culture when I was telling you about how to drink it. You cling rakı glasses too when you say cheers. The word for cheers in Turkish is 'şerefe', which literally means that you are drinking to honor (this contributes to the whole rakı being a heavy drink.) (I just realized I could easily write an essay on this.) There are two ways of clinging rakı glasses. Both result in the glasses clinging twice and not once. This also means that while clinging, glasses should be on the same level (I believe there is a respect aspect to this.). One way is that you hold the glasses from the top and swing them in such a way that their bottoms cling twice. The other way (the way I learned it) it that you hold the glasses from the bottom (which is supposed to be the heavier part of the glass) and cling the thinner parts-without breaking them. Another thing about clinging rakı glasses is that you do it only once in a meal, and after you cling them, you also put them on the table before drinking to remember those who are not with you.' 2:15 am Tuesday Oct 15
canım öylesine fıstık ezmesi çekti ki
Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)