Pazartesi

Direnmek ve derivasyonları

Cumartesi pazar Gezi'de olmak bana farklı boyutlarda disillusionment getirdi. Aslında farklı boyutlarda mı getirdi emin değilim ama, orada kesin büyük büyük dezilüzyonlar var.
Kişiler hakkında dezilüzyonlardan bahsetmiştim. Aynı kişiler ve aynı yerlerden baydığımı, zaman geçtikçe bunun kötüye gittiğini de söylemiştim. Bu kez sadece kişiler ve yerler değil, olgular ve işler konusunda da dezilüzyonlara-- uğradım.
Direnmek nedir bunu bir düşüneyim. Çatışmak mı? Hayır. O zaman ne bekliyordum?
Tam emin değilim. Ama çadırda beş kişiyle oturup dördünün tabiricaizse debelenmesini izlemek de değil. Lüküs hayat şeklinde oturup evden dışarıyı seyretmek de değil ne yalan söyleyeyim. Gerçi o evdeki muhabbet çok daha güzeldi. Bir yere varıyor muydu? Hayır. Ama politik içerikli bir şeyler duymayı özlemişim sanırım.
Velhasıl, direnmek kim, ben kim. Tweetlerin işe yaramadığını, dezenformasyonun (Red Hack'in iki saatlik konuşmada yüz yirmi kez dediği gibi) (izleyin izlettirin: http://www.youtube.com/watch?v=uKr4WqLMB58) başa bela olduğunu, çöp toplamaya üşenmenin var olduğunu öğrendim. İnsanları bir kez daha öğrendim.
Giderek sönmesindense bir anda bitmesi gerektiğini düşündüğümü öğrendim.
Politize-apolitize döngüsünden başımın döndüğünü de öğrendim.
Sanatçıların işi de kolay değil, onu öğrendim.
Sanırım en çok direnen kızların çok güzel olduğunu gördüm. Özeti bu olabilir.
*
Edit: Bildiğin ergenler çadırıydı, o sonu görmüş zaten. Köpek yılı değil de erkek yaşı diye bir şey var ehu ehu ehu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder